Bugün: 26 Ocak 2026 Pazartesi

SAĞLIK

"İyilik Yapmanın Psikolojik Temelleri"


"İyilik Yapmanın Psikolojik Temelleri"

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, 24 Ocak Dünya Karşılıksız İyilik Günü kapsamında karşılıksız iyilik yapma davranışının psikolojik temellerini, bireysel ve toplumsal ruh sağlığı üzerindeki etkilerini ve sağlıklı sınırların nasıl çizilmesi gerektiğini ele aldı

2,66 B

24 Ocak Dünya Karşılıksız İyilik Günü kapsamında, İstanbul'daki NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikologu Sedef Koç Bal, karşılıksız iyilik yapma davranışının psikolojik temellerini ve bireysel, toplumsal ruh sağlığı üzerindeki etkilerini ele aldı. Bal, iyiliğin empati, vicdan ve öğrenilmiş değerlerin birleşiminden doğduğunu ifade etti.

Karşılıksız iyiliğin en temel insan davranışlarından biri olduğunu vurgulayan Bal, bazen bir karşılık beklemeden ve hiç kimse görmeden yapılan iyiliklerin bireysel ve toplumsal ruh sağlığı açısından büyük bir anlam taşıdığını belirtti.

Karşılıksız iyilik yapmanın altında yatan psikolojik dinamiklerin birden fazla olduğuna dikkat çeken Sedef Koç Bal, empati yeteneğinin; başkalarının duygularını anlayabilme ve onların yaşantılarına duygusal temas edebilme becerisi olduğunu vurguladı. Bu özellik, iyiliğin en temel tetikleyicilerinden biridir. Vicdan, bireyin içsel ahlaki pusulası olarak doğru olanı yapma yolunda rehberlik eder. Aynı zamanda aileden, kültürden ve toplumdan öğrenilen sosyal değerlerin de iyilik davranışını şekillendirdiği belirtildi. Bu bağlamda, karşılıksız iyiliğin sadece “iyi biri olma” isteğinden kaynaklanmadığı, empati, vicdan ve öğrenilmiş değerlerin birleşimi olduğu ifade edildi.

İyiliğin içten gelmesi doğal bir "iyi hissetme" kaynağıdır.

Bilimsel araştırmaların iyilik yapmanın yalnızca alıcılar değil, yapan kişiyi de etkilediğini gösterdiğini aktaran Bal, karşılıksız bir iyilik yapıldığında beyinde dopamin, serotonin ve oksitosin gibi mutluluk ve bağlanma hormonlarının salgılandığını belirtti. Bu durumun, stres hormonlarının azalmasına ve kişinin kendisini daha sakin, anlamlı ve bağlı hissetmesine katkı sağladığı vurgulandı. Bal, "Bu nedenle iyilik yapmak, psikolojik açıdan doğal bir 'iyi hissetme' kaynağıdır; ancak bu etki, iyiliğin içten gelmesiyle güçlenir." ifadelerini kullandı.

Sağlıklı iyilik, "kendimden vazgeçerek" değil, "kendimi de gözeterek" yapılan iyiliktir.

Sedef Koç Bal, karşılıksız iyiliğin bireyin kendilik değeri üzerinde de önemli bir etkiye sahip olduğunu belirtti. Kişi, başkasına fayda sağladığını gördüğünde “değerliyim” ve “etki yaratabiliyorum” duygusunu deneyimler. Bu durum, kişinin özsaygısının gelişimine katkı sağlar. Ancak burada kritik bir nokta olduğunu vurgulayan Bal, sürekli olarak veren, kendi ihtiyaçlarını ihmal eden bireylerde zamanla tükenmişlik, öfke ve değersizlik hissi ortaya çıkabileceğine dikkat çekti. Sağlıklı iyilik, "kendimden vazgeçerek" değil, "kendimi de gözeterek" yapılan iyilik olmalıdır.

İyiliğin gerçek gücü niyette saklıdır.

Onay ihtiyacıyla yapılan iyilik ile içsel motivasyonla yapılan iyilik arasındaki farkı belirginleştiren Bal, onay ihtiyacıyla yapılan iyilikte kişinin sevilmek, kabul görmek ya da takdir edilmek istediğini, karşılık alamadığında ise hayal kırıklığı yaşayabileceğini ifade etti. İçsel motivasyonla yapılan iyilikte ise davranışın kaynağının kişinin kendi değerleri ve anlam arayışı olduğuna dikkat çekti. Bu tür iyiliklerin daha sürdürülebilir ve ruhsal açıdan besleyici olduğunu belirten Bal, onay ihtiyacına dayanan davranışların psikoterapide üzerinde durulan meseleler olduğunu sözlerine ekledi.

Sedef Koç Bal, “Bireyin sosyal çevresinin yanı sıra, iyiliğin sosyal medyada daha görünür hale gelmesi de günümüzde tartışılan bir konudur. İyiliğin paylaşılması, başkalarına ilham verebilir; ancak iyilik yalnızca görünür olmak için yapıldığında, anlamı değişebilir. İyiliğin gerçek gücü, alıcılarda değil, niyette saklıdır.” şeklinde konuştu.

24 Ocak Karşılıksız İyilik Günü, bize şunu hatırlatır: İyilik, yalnızca başkaları için değil, yapan kişinin iç dünyası için de iyileştiricidir. En sağlıklı haliyle, sınırları olan, içten ve karşılık beklentisinden uzak bir şekilde yapıldığında anlam kazanır.