Türk Dil Kurumu, 2025 yılı için belirlediği "Yılın Kelimesi" olarak "dijital vicdan" kavramını seçti. Bu kavram, dijitalleşmenin insan ahlakı üzerindeki etkilerini yeniden gündeme getirdi. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, dijital vicdanın psikolojik ve nörobilimsel boyutlarına dikkat çekerek önemli değerlendirmelerde bulundu.
Prof. Dr. Tarhan, vicdanın soyut bir kavram olmadığını belirterek, "Vicdanın beyinde karşılığı var. Ahlaki akıl yürütme süreçleri bununla ilişkilidir. Dijitalleşme bu süreçleri etkiliyor" dedi. Ayrıca, "dijital vicdan" kavramının "algoritmik vicdan" olarak da okunabileceğine değindi. Tarhan, "Algoritmalar, neye üzüleceğimizi, neyi seveceğimizi, nerede adil olup olmayacağımızı belirleme eğilimindedir. Bu da fark edilmeden dijital vicdan tuzakları oluşturur" ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Tarhan, vicdanın sağlıklı çalışabilmesi için derin düşünce ile hızlı düşünce arasında bir denge kurulması gerektiğini vurguladı. "Vicdan derin düşünce ister, tefekkür ister zamana ihtiyaç duyar. Hız, derinliğin önüne geçtiğinde hata başlar; derinlik tamamen devre dışı kaldığında ise vicdan kullanılmaz" diye konuştu. Dijital vicdanın ustalıkla yönetilmesi gereken bir zihinsel beceri olduğunu belirterek, "Dijital vicdan, araba kullanmak gibi ustaca yönetilmesi gereken ruhumuzun ve zihnimizin bir parçasıdır" dedi.
Vicdanın doğuştan bir potansiyel olduğunu ve yönünün eğitimle belirlendiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, "Vicdan genetik bir taslak olarak vardır. İyicil ya da kötücül yönde gelişmesi eğitim ve sosyal öğrenmelerle olur" şeklinde konuştu. Tarhan, beynin önem ve öncelik ağı olarak adlandırılan yapısının vicdanla doğrudan ilişkili olduğunu belirtti. "İnsan hayal dünyasında neye sevgi, zaman ve enerji yatırım yapıyorsa, vicdanın öncelik sıralaması da buna göre şekillenir. Bu ağın temelleri ailede atılır; 15 yaşından sonra kişi vicdanının yönetiminden kendisi sorumludur" dedi.
Dijital ortamda sessiz kalmanın da bir sorumluluk alanı oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, "aktif tembellik" kavramına dikkat çekti. "Kişi araştırması gereken bir konuda, derin düşünmeden hızlıca onaylıyor ya da reddediyorsa, bu aktif tembelliktir" diye ekledi. Tarhan, dijitalleşmenin hız tuzağının vicdani hatalara yol açtığını vurgulayarak, "Dijitalleşme çağında insan bu konu beni üzer mi, üzmez mi demiyor. Yanlış bir karar veriyor, sonra üzülüyor" dedi. Ayrıca, dijital tuzaklara kolayca düşülebildiğini ve sonradan pişman olunabilecek şeylerin yapıldığını ifade etti.
Algoritma şeffaflığının etik bir zorunluluk olduğunu belirten Tarhan, yapay zeka ve dijital platformlarda açıklanabilir yapay zeka (XAI) uygulamalarının önemine değindi. "Şeffaf algoritmalar olmazsa insanlar yankı odalarına hapsedilir. Kişi sadece kendisine sunulan görüşlerle meşgul olur" dedi. Ekranın kullanıcısına psikolojik bir "görünmezlik pelerini" sunduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, bunun vicdanı devre dışı bırakabileceğini söyledi.
Prof. Dr. Tarhan, dijital dünyada sağlıklı bir vicdan için temel ilkenin, "Dur, düşün, sonra dijital dünyayı kullan" olduğunu belirterek, "Akıl ve kalp birlikte çalıştığında vicdan ortaya çıkar. Sadece duygu da sadece akıl da yeterli değildir" dedi. Dijital linç konusuna da değinen Tarhan, dijital vicdanın en tehlikeli alanlarından birinin bu olduğunu dile getirdi. Klavye şövalyeleri ve organize troll gruplarının insanların itibarını sistematik bir şekilde yok edebileceğini belirtti.
Sonuç olarak, dijital dünyadaki her davranışın iz bıraktığını hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, yaptığınız bir paylaşımın 5-10 yıl sonra karşınıza çıkabileceğini belirtti ve dijital izlerin kolay silinmeyeceğini uyarısında bulundu. Bu noktada, akıl ve kalbin birlikte çalışmasının vicdanın sağlıklı işleyişi için elzem olduğunun altını çizdi.



