Bugün: 29 Mayıs 2026 Cuma

SAĞLIK

"Kent ve Mahalle: İletişim ve Kültür Üzerine"


"Kent ve Mahalle: İletişim ve Kültür Üzerine"

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi, toplumsal katkı ve bilim iletişimi misyonu kapsamında düzenlediği Toplum İçin İletişim Eğitim Seminerlerinin konuğu, “Kent Okumaları: Kentsel Mekan ve Mahalle Kültürü” başlığıyla Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Medya ve Kültürel Çalışmalar Anabilim Dalı Başkanı Doç

5,93 B

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi, toplumsal katkı ve bilim iletişimi misyonu çerçevesinde düzenlemiş olduğu Toplum İçin İletişim Eğitim Seminerleri kapsamında, "Kent Okumaları: Kentsel Mekan ve Mahalle Kültürü" başlığı altında seminer gerçekleştirdi. Seminere, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Medya ve Kültürel Çalışmalar Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Cem Tutar konuşmacı olarak katıldı.

Doç. Dr. Cem Tutar, sunumunda mekân ve yer kavramları arasındaki farklılıklara değinerek, "mekân"ın fiziksel ve matematiksel bir alanı ifade ettiğini; "yer" kavramının ise insan etkileşimi, kültür, bellek ve iletişim süreçleriyle anlam kazandığını vurguladı. Ayrıca, bir mekânın "yer" haline gelmesinde toplumsal ilişkiler, tarihsel hafıza, ekonomik yapı ve politik işlevlerin belirleyici rol oynadığını belirtti.

Şehir ve kent arasında ayrım

Doç. Dr. Tutar, kent ve şehir kavramları arasındaki farklara dikkat çekerek, şehrin tarihsel, kültürel ve geleneksel yapıları temsil ettiğini; kentin ise Endüstri Devrimi sonrası geliştiğini ve üretim ilişkileriyle şekillendiğini ifade etti. Kentin sanayileşme, otomasyon ve kitlesel göçle birlikte ortaya çıktığını vurgulayan Tutar, şehir ve kentin aynı anlama gelmediğine işaret etti.

Bugünkü kentlerin tam anlamıyla oluşmuş mekânlar olmadığını belirten Doç. Dr. Tutar, gerçek kentsel mekânın insanların yönetime katıldığı ve söz sahibi olduğu bir yapıda mümkün olduğunu ifade etti. "Kentler, hâlâ kapitalist sistem tarafından parçalanmış ve kontrol edilen alanlar olarak varlıklarını sürdürüyor." dedi.

Kent hakkı üzerine düşünceler

Doç. Dr. Cem Tutar, "kent hakkı" kavramına da değinerek, bu kavramın Henri Lefebvre tarafından geliştirildiğini belirtti. Kent hakkının yalnızca oy kullanmaktan ibaret olmadığını, aynı zamanda kenti üretme, dönüştürme, yönetme ve sahiplenme hakkı olduğunu vurguladı. Birey bu sürece katılmazsa, kent bireyi şekillendirir, yabancılaştırır ve izole eder.

Sürdürülebilir kentsel alanlar için katılım ve sahiplenmenin zorunlu olduğunu ifade eden Tutar, sivil toplumun ve yerel katılım mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini dile getirdi.

Kentlileşme ve toplumsal etkileri

Doç. Dr. Tutar, kentlileşmenin yalnızca kentte yaşamakla sınırlı olmadığını vurgulayarak, bunun modern dünyaya ait yaşam dizgesini, iletişim formlarını ve kültürel kodları benimsemek anlamına geldiğini belirtti. 20. yüzyılın başlarında modern kentlerin bireyler üzerinde güçlü sosyal ve psikolojik etkiler yarattığını ifade eden Tutar, bu durumu literatürde "metropol tipi kişilik" kavramıyla tanımladı. Bu kavram, kent içinde diğer insanlardan kendini yalıtlayan ve yabancılaşma duygusu yaşayan birey tipini ifade eder.

Doç. Dr. Tutar, kentin en ayırt edici özelliklerinden birinin anonimlik olduğunu vurgulayarak, "kent, bireye tanınmama ve kaybolma hakkı verir." dedi. Bu durumun modern kent yaşamında bireysel özgürlük kadar izolasyonu da beraberinde getirdiğini ifade etti.

Kentlerin dönüşümü

1970'lerden itibaren kentlerin sınıf mücadelesinin ve sermaye birikiminin merkezleri haline geldiğini belirten Doç. Dr. Tutar, bu süreci "mülksüzleştirme yoluyla birikim" kavramıyla açıkladı. Kentsel dönüşüm projeleri, özelleştirme, borçlandırma, finansallaşma ve doğanın metalaştırılması gibi unsurlar, bu yeni birikim rejiminin parçalarıdır.

1970'lerden sonra kent merkezlerinin işlev değişikliği yaşadığını söyleyen Doç. Dr. Tutar, "Kentler artık üretim merkezleri olmaktan çıkıp tüketim ve gösteri alanlarına dönüşmüştür." dedi. Bu dönüşüm modern kentten metropole, metropolden ise post-metropole geçişi beraberinde getirmiştir. Günümüz kentleri gelir, sınıf ve kimlik temelli ayrışmaların yoğunlaştığı kentsel kutuplaşma özelliklerini taşımaktadır.

İstanbul'un dönüşümü

Doç. Dr. Tutar, İstanbul’un tarihsel dönüşümüne de değinerek, kentsel planlamanın Osmanlı döneminde 19. yüzyılın ikinci yarısında başladığını ve Cumhuriyet döneminde ulus-devlet inşasının mekânsal stratejilerle sürdürüldüğünü belirtti. 1980'lerle birlikte İstanbul'un küresel kent olarak kurgulanmasının önemli bir kırılma noktası olduğunu vurguladı.

Mahalle kavramını ele alan Tutar, mahallenin Arapça kökenli "mahalla" kelimesinden türediğini ve konaklama ile yerleşme anlamı taşıdığını belirtti. Mahallelerin, ortak yaşam pratikleri, kültür ve gündelik etkileşimler üzerinden oluştuğunu ifade etti.

Mahalle, kimlik ve aidiyet alanı

Mahallenin en temel özelliğinin farklılıkları barındırmak olduğunu söyleyen Doç. Dr. Tutar, "Mahalle, yabancıyla kurulan ilişki üzerinden var olur." dedi. Mahalle, karışma, yan yana gelme ve ortak bir kültür üretme alanıdır. Bu özelliklerini kaybeden mahalle, yalnızca fiziksel bir yerleşim alanına dönüşür.

Mahalle, kentin makro yapısı ile bireyin mikro dünyası arasında konumlanan bir ara yüzeydir. Toplumsal ilişkilerin, kimliğin ve gündelik hayatın kurulduğu temel alanlardan biridir. Mahalle aynı zamanda kimlik ve aidiyet üretim alanıdır; "Hangi mahalledensin?" sorusu bireyin sosyal statüsüne ve kimliğine dair güçlü bir göndermedir.

Mahalleler, neoliberal politikalar altında sınıfsal ayrışmanın görünür hale geldiği bir alan olmuştur. Göç, yoksulluk ve gelir dağılımındaki eşitsizliklerin mahalleler üzerinden mekânsallaştığını belirten Tutar, "Sokaklar, parklar, marketler ve sıradan görülen tüm pratikler mahallede kültürel ve iletişimsellik bir forma dönüşür." ifadesini kullandı.

Osmanlı döneminde mahallelerin kentin temel örgütlenme birimi olduğunu ifade eden Doç. Dr. Tutar, mahallelerin dini merkezler etrafında şekillendiğini ve yüz yüze ilişkilerin, güçlü komşuluk bağlarının önemli olduğunu belirtti. Cumhuriyet ile birlikte mahallelerin idari ve fiziksel bir yerleşim alanı haline geldiğini vurguladı.

2000 sonrası dönemde, mahallelerin yalnızca adından ibaret kaldığını söyleyen Doç. Dr. Tutar, güvenlikli sitelerin yaygınlaştığını ve bu alanlarda mahalle kimliğinin kaybedildiğini belirtti. Günümüz kentlerinin sosyal ve çevresel bütünlük içerisinde iyileştirilmesi gerektiğini ifade eden Tutar, "Sağlıklı kentler, suçun minimuma indiği, sosyal bağların güçlü olduğu kentlerdir." dedi.

Sonuç olarak, katılımcı bir kent ortamının mümkün olabileceğini belirten Doç. Dr. Cem Tutar, kentin yönetimine dahil olunması gerektiğini ve toplumsal katılımın önemini vurguladı. Mimari formun korunmasının kültürel yapının değişmediği anlamına gelmeyeceğini dile getiren Tutar, bireylerin mahallelerde yalnızca fiziki bir yerleşim alanı değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel etkileşimlerle zenginleşmiş bir yaşam alanı bulmaları gerektiğinin altını çizdi.