VR terapisi, günümüzde psikoterapinin önemli bir parçası olarak öne çıkmaktadır. Klinik Psikolog Can Karpat, bu terapi yönteminin kaygı ve fobilerle başa çıkmada geleneksel yaklaşımlar üzerinde sağladığı katkılardan bahsetti. VR terapisi, yalnızca bir terapi ekolü olmakla kalmayıp, mevcut bilimsel yaklaşımları güçlendiren bir araçtır. Bu yöntem, özellikle kaygı bozuklukları ve fobilerde, danışanın gerçek hayatta karşılaşabileceği durumlarla güvenli bir ortamda yüzleşmesini sağlamaktadır.
Can Karpat, sanal gerçekliğin (VR) modern psikoterapide dikkat çeken bir araç olduğunu vurguladı. VR terapisinin sağladığı olanaklar, terapötik sürece dahil edilerek, danışanın gerçek yaşama hazırlanmasına yardımcı olmaktadır. Danışan, seans odasındaki standart deneyimlerin ötesine geçerek, sanal ortamda deneyimler yaşar. Bu nedenle, VR terapisi, terapi sürecini daha güvenli ve tekrarlanabilir hale getirmektedir.
VR terapi, tradicional terapilerden ayıran en önemli özelliklerden biri, danışanın korktuğu durumlarla yüzleşme biçimidir. Geleneksel terapilerde danışan, bu korkuları ya anlatmakta ya da hayal etmektedir. Ancak VR terapide, danışan bu durumlarla "yaşayarak" başa çıkmayı öğrenir. Terapist, ortamın yoğunluğunu ve içeriğini kontrol edebilir, böylece terapötik süreç daha yönetilebilir hale gelir. VR ile danışan, gerçek hayatta karşılaşmak istemediği durumları öncelikle sanal ortamda deneyimleyerek, korku ile başa çıkma becerisi kazanır.
Özellikle diş korkusu gibi spesifik fobilerde de VR terapisi etkili bir şekilde uygulanmaktadır. Can Karpat, diş korkusunun sadece ağrı korkusuyla sınırlı olmadığını, kontrol kaybı ve geçmişte yaşanan olumsuz deneyimlerin de önemli birer faktör olduğunu belirtti. VR terapide, bu korkular adım adım ele alınır. Danışan, öncelikle rahat bir ortamda bekler, daha sonra diş koltuğuna oturur ve bütün süreci deneyimler. Korkunun doğrudan yüzleşilmesi yerine, adım adım bu durumlarla karşılaşması sağlanır.
VR terapinin en dikkat çeken yönlerinden biri, etkisinin kısa sürede gözlemlenebilmesidir. Hafif ve orta düzey diş fobileri gibi durumlarda, birkaç seans içinde kaygı düzeyinde belirgin bir azalma yaşanır. Daha derin, travmatik geçmişe sahip vakalarda süreç biraz daha uzun sürebilir ancak danışan, VR terapisi sonrasında ilk kez gerçek bir diş randevusuna gitmeyi mümkün görmeye başlar. Bu, terapinin etkinliği açısından kritik bir aşamadır.
Her terapide olduğu gibi, VR terapinin de dikkatli bir şekilde uygulanması gerektiğine dikkat çeken Can Karpat, önemli risklerden birinin, danışanın henüz hazır olmadığı durumlarla yüzleştirilmesi olduğunu belirtti. Bazı danışanlar VR’yi bir oyun olarak algılayabilir ve teknolojiye karşı direnç gösterebilirler. Zaman zaman baş dönmesi veya mide bulantısı gibi fiziksel yan etkiler de görülebilir.
VR terapisinin en değerli kazancı, danışanın "başa çıkabilirim" duygusunu içselleştirmesidir. Seanslar sonrasında kaçınma davranışları azalmaktadır ve bedensel kaygı tepkileri hafifler. Uzun vadede bu kazanımlar, yalnızca diş korkusuyla sınırlı kalmaz; danışan, diğer tıbbi işlemler ve stresli durumlarla başa çıkma konusunda da daha dayanıklı hale gelir. Doğru uygulandığında, VR terapi sadece bir korkuyla değil, aynı zamanda kişinin kendine olan güvenini de artırmaktadır.



